30 Haziran 2008 Pazartesi

Hayat , Futbola Fena Halde Benzer...


''Bir topun etrafında 22 deli koşuyor , ne anlıyorsunuz bundan'' sorusuna ''Ben o kadar dedim 2 topla oynayın diye'' diyecek kadar iğrenç espriler yaptırır futbol. Futbol şifresini kendi içinde de barındırır bir bakıma.

Futbol bir bakıma kelime hazinenizi geliştirir. Ben en yaratıcı küfürlerimi futbol maçlarında ederim ve pozisyona ve maçın durumuna göre , gene sağımdan solumdan , hatta 20 sıra arkadan duyduğum küfürleri , beyinimin sağ arka köşesinde hapsedip , bir sonra ki maç için kullanıma hazırlarım.

Atletizm sporun babası olsa da , küçükken futbolla ilgilenen herkes bir şekilde bu spor dalını da yapmıştır. Futbolcunun iyisi süratli olur. Genelde mahalle de oynarken ,camı kırdıktan sonra , reaksiyon süratimizi maksimum seviyeye çıkarırız. Bunun sebebi ne atletizmdir ne de futbol. Tamamen boyumuz kadar sopayla üstümüze geleceğini bildiğimiz ev sahibinden kaçma duygusu olabilir.

Futbol genel kültürümüzün ilerlemesine de yardım eder. Konuyu coğrafya bazında ele alırsak , benim fildişi sahilleri'ni haritada görmem , geçmiş sezonlardan bir tanesinde bize transfer olan topçunun ülkesinin burası olmasından kaynaklanır. Konuyu ülkeler bazında ele alırsak , birisi size İspanya'nın başkentini sorarsa. Madrid diye söyleseniz de aklınıza , Real Madrid'in yatırdığı kuponlar gelir ve iyi dileklerinizi başkent Madrid'e gönderirsiniz.

Matematik öğretmiştir futbol bu ülkeye. Bahis oranlarını aklından hesaplayan genç nesil geliyor , dikkat edin. Kerat cetvelinin yapamadığını futboldan para kazanma hırsı becermiştir.

Futbol içinde bol miktarda sertlik barındırır. Refleksleri geliştirir , sokakta maç yaparken çıkan mevzuda ; gelen yumruklara karşı kafayı korumaya almak gerekir. Boks misali kafayı koruduktan sonra , karşıda ki elemana ikide yumruk attıysanız karambole , keyfiniz yerine gelir. Hiç bir kavganın sonunda bir şey olmamış gibi davranılmaz. Futbol oynarken edilen kavga haricinde. Kavgalar genelde birinin ayırmasıyla son bulur ve üst baş düzeltikden sonra tekrardan o kavga ettiğiniz elemana , bacak arası atmak için ; iki yanına araba parkedilmiş sokakta maç devam eder.

Futbol erken ergenliğe sokar çocuğu. Hatta abartır baba olmasını sağlar. 9 aylık olunca baba olunma aşamasına gelir ve bir penaltı çekilir kaleciye. Gol olursa babasınız. İş baba olmakla da bitmez tabi. Kız mı erkek mi olacak diye bir penaltı gerekir. Baba olduktan sonra ve çocuk sağlıklı olduktan sonra gerisi teferruat olsa da ; erkek adamın erkek çocuğu olur mantalitesinden yola çıkan çocuk , penaltıyı gole çevirir ve erkek çoçuk babası olunur.

Futbolda bir el hareketiyle yüz binleri ayağa kaldıran , bir kişi vardır. Hakem. Günah keçisi bulmak kolaydır lakin , purolu yöneticileri kurtarabilecek tek kişi bunlardır . Hatta abartırlar iki tarafta hakeme laf sokar. Sahada ki 22 kişi kesinlikle hata yapmaz , hakemler yapar. Futbol raconu böyledir.

Futbolun olmadığı ülkelerde piknik kültürü gelişmez , yerinde sayar. Pikniklerin değişmez aksesuarı plastik bir toptur. Beyaz atlet , plastik top ve mangal üçlemesine alışkın olan bizim jenerasyon için , barbekülü mekanda takılmak kadar zor bir şey yoktur. Etler güzel pişer barbeküde de; plastik topla mangalın 5 metre ötesinde , kendimizden yaşça küçüklere nasıl ayak içi pas atılır diye öğretirken ; aile fertlerinden birinin’’ lan dikkat edin mangala top gelmesin ‘’ diye bir uyarı gelmedikden sonra et ne kadar güzel pişse de tadı olmaz. Bir şeylerin eksik olduğunun anlaşılması da uzun sürmez.

Futbol , alt sınıfın ; üst sınıfa bir tokat açma çabasıdır . Hayatta her zaman zengin üst taraf ezse de , futbolda ki gelir düzeyi düşük bir kentin , sosyete diye tabir edilen bir kenti yenmesi , kuşkusuz ki alt sınıfın olduğu şehirde topçuların heykellerinin dikilmesi çabası olacaktır . Championship Menager oynarken bile küçük diye tabir edilen takımları alıp , o takımın ezeli sosyete rakibini yenmek bize bile gurur verir çoğu zaman.

Pele’nin de dediği gibi, ‘’Futbol kolay bir oyundur.Onu zorlaştıran teknik direktörlerdir’’. Bu ülke de ise bu oyun tamamen zordur. Yeni Rakı reklamının aksine , rakı değil de su içsek , bir şekilde teknik direktör olan bir topluma sahibiz.

Çelişkilidir futbol .Kendini , Spor yazarı olarak adlandıran 4 kişi bile , değişik taktik anlayışıyla bir oyuncuyu 4 ayrı mevki de oynatma becerisine sahiptirler. Ne kadar değişik anlayışlar olsa da sonuç tektir. Gol olsunda nasıl olursa olsun. İster 4-1-3-2 oynayın ; ister 4-5-1 ister 8-1-1. Gol atamazsanız hiçbir anlamı yok.

Ben eskiden çok severdim futbolu kirlenmeden önce . Futbol kirlendi ve sokaklardan çıktı. Tamamen el değiştirdi , belki de asıl sahiplerine geçti , biz azınlıkta kaldık. Gerçek taraftar lisanslı ürün kullanır da dediler , donumuza bile karıştılar ; takımınızın donunu kullanın dediler. İlk onbiri bile sayamaz hale geldik zamanla. Forma numaralarını 1den aldılar 99a kadar devam ettirdiler. Kendi takımımın haricinde futbol maçı izleyemez oldum artık. Gol atınca tribüne atlayan topçuların yerine , sponsoru olan firmanın ; reklam panosunun önüne doğru koşan topçuları gördükten sonra , çok soğudum bu oyundan.

Ancaaak , her şeye rağmen

Hayat futbola fena halde benzer. 4 doğru pas %90 goldür.

Biz bu felsefeyle büyüdük , 4 doğru pas atmaya çalışarak geldik bu yaşa. Çoğu zaman 4 doğru pas atma girişimlerimize , elinde bıçağıyla gelen mahallenin kötü adamları engel olmaya çalışsa da bir gün biz de 4 doğru pas atıp , gerçeğe ulaşırız..Kimbilir belki?

19/01/2007 - Newcastle*

1 yorum:

Recep Hilmi Tufan dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş. Orijinal ve özgün. Okumak çok güzeldi...